Yazar: Gökhan Kahraman
90’ lı yılların başlarında birileri gelip Devasa Oyunculu Çevrimiçi Rol Yapma Oyunu (MMORPG) çıkacakmış dese sanırım ilk aklıma gelen şey çok fazla karakter şeçme seçeneği olan tiyatro oyunu gibi bir şey aklıma gelirdi…. 90’ların başında ben de bir çok çocuk gibi 5 kişi bir araya gelindiğinde yapılabilecek en fantastik şeyin Voltran’ı oluşturmak olduğunu düşünüyordum.
Elimize geçen ufak harçlıklarla ya kartonlar alır robot yapmaya çalışır yada evin önüne çıkıp yine 5 6 kişi bir takım kurup Tsubası gibi artistlik hareketlerle gol atmaya çalışır zaman geçirirdik.Birde bizim zaman anlayışımızda bugün ki gibi Eventlar server açılış kapanışları yada oyun çıkış tarihlerine odaklanmak yerine mahalle bakkalının getirttiği misket yere atacağına bize verdiği gazoz kapakları yada yandaki kırtasiyecinin bakkala inat sattığı boru lar (içine külah konulur atılır biliriniz biz boru derdik ) önemli yer tutardı. Kah misket zamanı olurdu kah külah…. ok nadir bilgisayarı olan ev vardı. Bilgisayar dediysek öyle şimdiki gibi değil… Büyüklerinizden gördünüz mü bilmiyorum ama eskiden tek kaset çalarlı küçük teyipler olurdu renkli renkli tuşları olan işte ona benzer bir kaset yuvası olan ve sadece klavyeden ibaret Commodor!lar dı. ; şimdiki gibi monitörlüsünü bulmak lüksün alasıydı..
Yani sizin anlayacağınız bizim zamanımızda büyüyen bir çocuk bilgisayarı ya çok lüks bir evde yada yurtdışından gelen ailelerde görüyordu. Yıllar ilerleyip 90’ları ortaladığımızda yavaş yavaş mahalle aralarında top oynayan çocuklar Ateri salonlarının büyüsüne kapıldı. Aman ne muhteşem bir yerdi o salonlar.. izbeydi karanlıktı ama içinde yankılanan sesler insanı büyülerdi korna seslerine uzayı temizleyen gemilerin roket sesleri karışır arada da birileri “aduket” diye bağırırdı….. Bir anlamda çok oyunculuydu iki kişi karşılıklı geçer bugün sizin yaptığınız PvP’ i gerçekten teke tek birebir yapardı arkasında Healer yada Debuffer olmadan hemde jeton harcama pahasına… Birileri gün gelir bunu 5 e 5 parti kurup yapacaksınız dese güler geçerlerdi.
Tam bu esnada Ms-Dos tabanlı yeni bilgisayarlarımız geldi. Disketlerle açılır yine disketlerle içlerine oyunlar yüklenir böylelikle ateri salonu eve taşınırdı. Önceleri 1 2 disketle hallolan is zamanla 14 15 diskete çıkınca CD ler imdada yetişti. Günler günleri aylar ayları yıllar yılları kovaladı 90 ların sonlarına doğru ( benim en erken hatırladığım 1996 yada 1997 olması lazım ) İnternet ve İnternet cafe ile tanışır olduk. Sayıları çok azdı Ben Ankara Kızılay’da sadece 1 tanesini hatırlıyorum şu an oda akşama kadar 1 yada 2 müşteri gelir ya bir disketten çıktı alır yada çok meraklısı varsa bir müddet otururdu. Her gün önünden geçerdim ama benim bile dönüp bakmam baya zaman aldı. Çünkü o zamanda bizim artık disketlerden açılmayan kendi işletim sistemi olan bilgisayarlarımız vardı. Araba yarışlarımız futbol oyunlarımızla birbirimizi sınardık. Süperde eğlenirdik o günlerde 2 şer 2 şer bilgisayar başına oturup turnuvalar yapmanın zevki başkaydı. Zaten artık bizde liseyi de bitirmiş Üniversiteli olmaya çalışan gruba katılmıştık. Zaman artık misketle külahla geçmiyor olsa da ders aralarına sıkıştırdığımız 2 şerli turnuvalarımızla hala teknoloji olarak sizden çok geride olsakta gün sonunda yaşadığımız şeylerden aldığımı haz beklide sizden çok fazlaydı….
Üniversite yıllarımızın başlarıydı ki tam bu sıralar İnternetle tanışıklığımız başladı. Aslında amaç internetten çok İnternet cafelerde çok oyunculu oyunlar oynamaktı…. Yani eskiden 2 şer 2 şer yaptığımızı artık 4 er 5 er yapabiliyorduk bu çok eğlenceli idi. Rekabet boyut değiştiriyordu ben daha önce elenmeseydim devri kapanmıştı herkes aynı anda eşit şartlardaydı. Tabiî ki sektörde de çok hızlı ilerlemeler olmaya başladı. Oyunlardaki Multiplayer seçenekleri artıp internet yolu ile çok uzaktaki insanlarla bile rekabet etmeyi sağlayınca işler değişti. Asıl savaş şimdi başlıyordu yakınında her gün yendiğin yenildiğin arkadaşından ziyade kıtalar ötesinden insanlarla aynı yerde buluşmaya başlamak ayrı bir tat veriyordu.
Kısa zaman içinde İnternet üzerinden oynanan metin tabanlı oyunlar aramıza katıldı. Bu oyunları çok geçmeden grafik imkanlarının da gelişmesi ile bugünkü Mmorpg oyunlarının ilk halleri olan daha çekici ve 2 boyutlu oyunlar çıka geldi. Temel olarak bu oyun türü, oyuncuların yapay zekalarla değil de birbirleriyle rekabet etmesine dayanıyordu. Bu bizim yapımıza zaten uygundu üstün üstlük çekici görsel grafikler de bununla birleşince dayanılmaz bir çekicilik oluştu. Kendi adıma benim de bu tarzla tanımsam bu zamanlara dayanır. Üniversiteden 2 arkadaşımın beni sürüklemesi ile…
Oyunları çekici kılan en önemli faktör oyunun kaderinin insanlar tarafından belirlenmesi ve en iyi olma savaşı denilebilir. Bu oyunlardaki amaçlar birbirinden farklı olsa da genel olarak oyuncuların amacı bir karakteri ‘en iyi’ yapıp, o sanal dünyada birinci olmaktır. Bunun yapılabilmesi için ise genellikle iki yol izlenir. Birincisi, diğer kullanıcıların karakterleri ile savaşmak ve itibar&seviye kazanmak. Diğeri ise oyun tarafından size verilen görevleri tamamlamak. Tabii bu tip oyunların yarattığı en büyük farklılık gruplaşmaydı diyebiliriz. Yani insanlar ittifaklar, klanlar kurup grup halinde savaşabiliyorlar. Bu da kullanıcılara, belki de gerçek dünyada sahip olamadıkları bir yere ait olma duygusunu sağlıyor diyebiliriz.Mmorpg serüvenimizin Türkiye’de nasıl ilerleyip geliştiğine bir sonraki makalede devam edeceğiz ama bu gelişimin bizi derinden etkilediği aşikar.
2000 lerin başından bu güne kadar geçen zamanda ise sürekli bir yenilenme ve gelişme içinde olan Mmorpg oyunları bu güne gelindiğinde sanal alemin en fazla popülaritesi olan ve en fazla maddi getirisi olan işleri arasına girdi. Önceleri oyun oynamanın uzak yerlerden yeni dostlar edinmenin, yanıbaşımızdaki arkadaşlarımızla birlikte bir şeyler başarmanın o muhteşem hazzını veren oyunlar aldıkları ekonomik değerlerle amacı çok farklı olan kişileri de içine çeker hale geldi.
Oyunların bazı insanlar üzerinde kötü etkiler gösterdiğini de unutamamak gerekiyor. Sanal bir sosyal hayat yaratıp sadece onun içinde kalmak zaman geçtikçe kötü sonuçlar doğurabiliyor. Zaten yapım şirketleri de oyunların belirli zaman dilimleri içinde oynanması gerektiğini sürekli bildiriyor. Bu zamanın değişiklik göstermesinde en büyük sebepse oyunlarda bulunan level atlama, karakter geliştirme gibi oyunu sürekli kılan unsurların, kişilerin başarı ihtiyaçlarına göre kullanıcı dan kullanıcıya farklılık gösterip tatmin etmemesi ve oyuna bağlı kalma sürelerinin uzayıp gitmesi. Bu kişiden kişiye değişme sonucunda bazen bir kere elinizi kaptırdınız mı, kolunuzu alamıyorsunuz imajı doğabiliyor. Çünkü birkaç level atladıktan sonra, genel sıralamalarda birkaç sıra yükseldikten sonra kullanıcılar tarafından da tanınmaya başlanılırsa oyunu kapatmak bir hayli güç olabiliyor. Burada Yapımcı firmalar ellerinden geldikçe uyarıcı ifadeler kullansalar da bu durum firmalardan çok oyuncuların kendi tercihlerinden kaynaklanıyor ve bazı kesimlerde oyunların Tu-kaka edilmesine kadar varıyor ki bu yapılabilecek en büyük hata olur.
Dikkatli ve düzgün bir şekilde ele alındığı taktirde ebeveynler tarafından kontrollü olarak izlendiklerinde ve oyuncunun yaş grubuna göre seçildiklerinde çocukların kendilerini ifade etme sosyal arkadaşlıklar kurma tek başlarına bir şeyleri başarma gibi yetilerine katkı sağlaması hiçte uzak bir ihtimal değil. Tamam belki çelik-çomaktan saklambaçtan misketten biraz farklı ama zaman geçtikçe ve teknoloji geliştikçe yeni neslin kendi eğlence tarzını geliştireceğini de hesaba katmamak düşündürücü olur bence. Misket yada boru zamanı yerine şimdi oyun isimleri ile o zamandan o zamana geçiyorlar. Bu başlık altında 90’lı yıllardan bugüne kısa bir seyahat yaptık ki geçmişe bakarak yaş aralığı bana yakın olan kesime bizi hatırlatmak birazda gülümsetmek, kardeşlerimize ve çocuklarımıza değişen şeyleri gösterip merak edenlerin meraklarını gidermek, en önemlisi ise Mmorpg dünyasına öcü gibi bakmayı gerektirecek bir şeyin olmadığını göstermek stedik.
Unutmayın Bu bir Oyun